En Son Türkiye Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 6,05 / Satış: 6,08
€ EURO → Alış: 6,54 / Satış: 6,56

Anne-baba olmak fedakarlık değil, sorumluluk

Anne-baba olmak fedakarlık değil, sorumluluk
  • 24.05.2015
  • 1.467 kez okundu

Uykusuz Anneler‘in Nestle‘nin desteğiyle düzenlediği, dün ilk bölümünden bahsettiğim seminerin notlarına kaldığımız yerden devam edecek olursak…

Uzm. Psikolog Fatma Tosuntaş Karakuş’un anlatımı Üçüncü Ebeveyn üzerineydi. Kimdi bu üçüncü ebeveyn? İlk olarak Byron Norton’dan duymuştum: Çocuğun üç ebeveyni varmış. Annesi, babası ve annesiyle babasının arasındaki ilişki… İşte bu ilişkiyi gözlemleyerek en çok öğrenirmiş çocuk. Bu ilişkiden yola çıkarak kurarmış ilerideki kendi ilişkilerini… Annemizin babamıza, babamızın annemize nasıl davrandığı, ileride eşimize nasıl davranacağımızı, dahası, bize nasıl davranılmasına izin vereceğimizi belirliyor.

Hamilelik süreci

Hamilelik sürecini anlatarak başladığı sunumunda çok önemli bir şey söyledi Fatma Hanım: Lohusalık döneminde baba anneye destek olmalı, gerekirse kendi sorunlarını ertelemeli dedi. Erkeklerin de doğum sonrasında sıkıntı yaşamaları normalmiş; ancak bunları, annenin çok kırılgan olduğu bu dönemde dile getirmesi, annenin normal şartlarda tolere edebileceği konuları kaldıramamasına yol açabiliyor, bu da ilişkide sorun yaratabiliyormuş.

Hani ‘beden unutmaz’ diyor ya şimdi psikologlar… Bu, sadece olumsuz duygular için değil, aynı zamanda olumlu duygular için de geçerliymiş. Anne-babanın ilişkisi bebekten önce ne kadar kuvvetli olursa -bunu bedenle ilişkilendirecek olursak: birbirlerini ne kadar sever, bunu ne kadar gösterir, ‘bedenleri’ kendilerini ne kadar iyi hissederse- bebekten sonraki sorunları aşmaları da o kadar kolay olurmuş.

Hamilelik_süreci

Çünkü doğum bir krizmiş. Evet, çok güzel bir olay, ama krizmiş (Bunu ben de söylüyorum çocuk hayatınızın ortasına atom bombası gibi düşüyor diye!). Ve bunu aşmanın yolu da şuymuş: İlk aylarda anne bebeği, baba da anneyi beslemeliymiş (bunu geçenlerde Stan Tatkin’den de duymuş ve bayılmıştım). Elbette bu, fizikselden de öte, ruhsal anlamda…

Doğum sonrası

Doğum sonrası yaşanan sorunlarda ebeveynlerin ‘hiçbir şey değişmemeli’ kaygısı büyük rol oynuyormuş. Doğum gibi büyük bir olaya, bebek gibi küçük ama etkisi büyük bir varlığa hemen ertesinde uyum sağlama beklentisi, bir an önce eski düzene dönme çabaları anne-babada (ve dolayısıyla bebekte) kaygı yaratıyormuş.Oysa ki bebek olduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmazmış. Bak bunu altını çizerek bir daha söyleyeceğim: bebek olduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Burada durup kafamı duvarlara vurmak istedim: Fatma Hanım, izin verir misiniz ben bi kendimi aşağı atıp geleyim? Yahu bunu neden kimse bana söylemedi? Neden kimse ‘doğumdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, ama bu çok normal, sakın kendini de, eşini de, bebeğini de hırpalama’ demedi? Tam tersi, nedenben ‘Yahu bu iş çok zor!’ dediğimde herkes ‘Eee, ne sandındı? Herkes anne oluyor’ dedi? Ah ne olurdu bir kişi de kalkıp ‘Bak, sakın kendini üzme. Doğum sonrası hayatın alt üst olacak, ama altının üstünden daha iyi olmayacağını bilemezsin’ deseydi? Belki o zaman bebeğimi zinhar yatağıma almayacağım, aman aramızda yatmaya alışmasın, yatak odamız bize kalsın diye debelenmezdim. Belki o zaman ‘neden eskisi gibi birlikte oturup film seyredemiyoruz, konuşamıyoruz, ben hep uyumak istiyorum’ diye ağlamazdım. Ah ah…  

Bu kısa iç boşaltma seansından sonra seminer notlarına kaldığımız yerden devam edelim… Ne diyorduk? Evet, bebekle iletişim…

Doğumdan önce annenin kafasında bir şablon varmış. ‘Şu saatte, şu kadar uyuyan, şöyle uslu, böyle davranan bir bebeğim olacak’. Bu şablon bebekle gerçek bebek arasındaki mesafe ne kadar artarsa, bebek bu şablonun ne kadar dışına taşarsa annenin kaygısı o kadar artıyormuş. Oysa bu bir uyum süreci, ve sadece anne-baba için değil, bebek için de bir uyum süreciymiş. Anne-baba, bebeğin bu uyum sürecine izin vermeliymiş. Bebeğin bu süreçte anneye çok ama çok ihtiyacı varmış.

Doğum sonrasında anneler dikkatlerini bebeğe veriyorlar ya hani… Haklı olarak tabii… Bazen bu süre çok uzayabiliyormuş. Bu süreçte anne, babanın yardımına da izin vermeliymiş. Anne ve babanın bebeğe birlikte odaklanmaları, bu uyum sürecini daha kolay atlatmalarını sağlarmış. Anneler, her şeye bıkbıklanmayın, bırakın kocalarınız da dahil olsun!

Bebekle_ilişki_kurmak

‘Bebeğinize bakmaktan korkmayın’ dediği Fatma Hanım. Doyup doymadığına bakın. Gerçekten bakın bebeğinize… Giydirirken vücut ısısına bakın. Banyoda suyun sıcaklığına bakın. Bebeğinize bakmaktan korkmayın.

‘Bebeğinizi ılık suyla yıkayın’ da dedi Fatma Karakuş. Bazen bize normal gelen sıcaklıklar onun tenine fazla sıcak gelebiliyor. Suyu başından aşağı değil, sırtından aşağı dökün. Diğer türlü yüzüne su gelince nefesi kesiliyor. Tırnaklarını dibinden kesmeyin mesela, acıyor. Özetle, çocuğunuzun bedenine hassasiyet gösterin. Bunlar küçükken size yapılmamış olabilir; siz de, farkında olmadan size yapılanı uyguluyor olabilirsiniz. Çocuğunuzun bedenine hassasiyet gösterin.

Beden hafızası

Hani ‘beden unutmuyor’ demiştik ya… Onunla ilgili bir ‘göz göze bakma egzersizi’ yaptırdı Fatma Hanım. Yanımızdaki kişiyle iki dakika boyunca kesintisiz olarak göz göze bakışmamızı istedi. Karşımızdakinin aklına, hislerine odaklanarak, ne düşündüğünü anlamaya çalışarak… Kolay değildi. Kimimiz güldü, çoğumuz tedirgin oldu. Çünkü beden unutmuyor. O kadar yakın mesafeden bakılmasından hoşlanmayabiliyoruz çoğumuz. Belki küçükken babamızdan tokat yemiştik… Belki o mesafeden gözlerimizin içine bakan birisi bizi çok kötü hissettirmişti… Belki tehdit edilmiştim bana o kadar yakınlaşan biri tarafından… Belki belki belki… Beden unutmuyor.

Sinir sistemi alıyor, geri vermiyor. Bu ne demek? Beni bir sonraki sefer olacaklara karşı koruyabilmek için, bedenim bana hatırlatıyor: Sana kimsenin bu kadar yakınlaşmasına izin verme, en son izin verdiğinde nasıl korkmuş/kırılmış/hırpalanmıştın hatırlamıyor musun? 

O yüzden yakınımıza yaklaştırmak istemeyebiliyormuşuz kimseleri… En yakınımızı bile… ‘Bazen bana gelen çiftler senelerdir birbirlerinin gözlerinin içine bakmamış oluyorlar’ dedi Fatma Hanım. Sorun tam da buradaymış işte… Birbirimizin gözüne bakmamak… Birbirimizin yüzüne bakmadan tartışmak… Onu dinliyor olsak bile, onun söylediği şeye cevap hazırlayarak sıramızı beklemek… Oysa ki merak etmeliyiz karşımızdakinin bedenini, zihnini… Ona bir şey söyleyeceğimiz zaman, hele de önemli bir şey, bakmalıyız gözlerinin içine…

Bizim toplumumuzda beden çok öncelikli değil. Bedenimizin farkında olmadan büyüyoruz çoğu zaman. Oysa bedenle bağlantı kurmak çok önemli. Çoğu zaman bir şey anlatmaya çalışıyor bize bedenimiz…

photo 1

Zorluklar

Doğumda ya da sonrasında, ilişkide ya da ebeveynlikle ilgili karşımıza çıkan şeyler aslında sorun değil, birer gelişim fırsatı. Her şeyin bir çözümü var, ve bazen bu çözüm, çaresizliğimizi ve hiçbir şey yapamayacağımızı kabul etmek…

Sorunlar kendi kendilerine oluşmazlarmış. Peki nasıl oluşurlar? İnsan doğasına aykırı beklentiler içine girdiğimizde… Kendimizi, beynin ve sinir sisteminin nasıl çalıştığını öğrenmeliyiz; bir insanın tanımaya en çok ihtiyaç duyduğu ve en az bildiği şey kendisiymiş…

Bebeğimizle/çocuğumuzla ilgili bir sorunla karşılaşınca bilmeliyiz ki sorun onda değil. Sorun bizde de değil. Sorun, geçmişimizde, içimizdeki zorluklarda, kapanmamış hesaplarda… Gel gör ki sorun anne-babanın kendisinde olmasa da çözüm yetişkin kaynağındaymış. Bebeğin davranışı değişince (daha fazla uyuyunca, daha iyi yemeye başlayınca…) sorunun çözüleceğini sanmak yanlış.

Her hissin, her olumsuz durumun bir anlamı var. Kötü deneyimler dönüştürücü olabilir. Her durum kendine özel. Genel bilgilerle durumu anlamaya çalışabiliriz belki ama genelleyemeyiz. Bu bizi çözüme ulaştırmazmış.

Bir sorunu çözmek, her zaman bir vazgeçiş gerektirir. Bebeğim olsun ama düzenim hiç değişmesin — olmaz. Çoğu kişi, vazgeçemediği için sorunu çözemiyor. Oysa anlayışımızı, bakış açımızı değiştirdiğimizde sorun sorun olmaktan çıkıyor (ve gelişim fırsatına dönüşüyor).

photo 3

Kendimize acımasız davranıyoruz, kendimizi affetmeliyiz oysa ki… Hepimiz hata yapabiliriz, çocuğumuza bağırabiliriz, onu -istemesek de hırpalayabilir, hatta kendimizi kontrol edemeyip vurabiliriz. Fatma Hanım’ın bir ‘benlik’ yorumu vardır ki ben çok severim: ‘Çocuk, bazı davranışların benlikle alakalı olmadığı anlar ve onları ona göre değerlendirir’ der. Ne demek bu? Şu demek: Siz, ortalıkta ‘Dayak cennetten çıkmadır’ diye gezinen bir ebeveyn değilseniz, çocuğunuza ona kimsenin vurma hakkı olmadığını öğretiyorsanız ve kendinizi tutamayıp ona vurduysanız, bu sizinle örtüşen bir davranış değil. Özür dileyin çocuğunuzdan. Hemen onarın bu durumu… ‘Bu seninle alakalı değildi’ deyin, ‘Hata yaptım, özür dilerim’ deyin. Şefkat gösterin ona, dokunun, sarılın. Ona değil, davranışına kızdığınızı söyleyin. Anlayacak ve dahası affedecektir sizi… Onarmak çok ama çok önemli. Ve faydalı.

Çocuklar bir o kadar kırılgan, ama bir o kadar da kırılgan değil. Onarmak çok önemli…

Oysa bazen öyle suçlu hissediyoruz ki kendimizi, suçluluktan onaramaz hale geliyoruz. Böyle durumlarda kendinize izin verin. ‘Bir balkona çıkıp hava alın’ dedi Fatma Hanım ve hemen ardından ‘Ya da kendinizi aşağı atın’ şeklinde yorumlar ve kahkahalar yükseldi katılımcılardan… Öyle de kötü hissediyoruz çünkü kendimizi… Şaka bir yana, dönüp, onarın. Bak bi daha söylüyorum: ONARIN. Geç de olsa onarın, illa ki faydası var, tecrübeyle sabit.

Yanlış inanışlar

Çevreden duyduklarımıza göre anneliğimizi değerlendirmek hepimizin yaptığı bir şey… Anneliğimizi yanlış inanışlarla yönetmeye çalışıyoruz. Nedir bu yanlış inanışlar?

  • Sağlıklı bebek kilolu bebektir.
  • Kilolu bebek annenin çocuğunu iyi beslediğinin göstergesidir.
  • İyi anne çocuğunun her ihtiyacını karşılayan annedir.
  • İyi anne bebeğini ağlatmayan annedir.
  • Hemen bebeğime alışmalıyım.
  • Daha önce hiç anne olmadım fakat en iyisini bilmeliyim ve hiç hata yapmamalıyım.
  • Mükemmel anne olmalıyım.
  • Mükemmel ya da iyi anneler hiç sorun yaşamazlar.
  • Bebek doğduğunda eski düzenimiz aynen devam etmeli. Eğer eski düzeni koruyamazsam ben yetersiz biriyim.
  • Bebekle ilgili hiçbir olumsuz duygu hissetmemeliyim.

Sizi bilmem ama bunları duymak bana hem çok iyi, hem çok kötü geldi. İyi geldi, çünkü bunların hepsini hissettim ben ve bunun normal olduğunu öğrendim. Kötü geldi, çünkü bunları hissetmenin normal olduğunu başından bilseydim çok daha az yıpranırdım. O yüzden yeni anneler (ve babalar) sırf bunları bilseler bile yeter bence…

photo 4

Anne babalık bir fedakarlık değil, sorumluluktur dedi Fatma Karakuş. Bence seminerin en can alıcı noktası buydu. Yeni ebeveynlere ev ödevi verilmeli: ‘Benim saçım kimse için süpürge değil‘ cümlesini 100 kez yazacaksın, taa ki belleyene kadar. Fedakarlık iyi bir şey değil. Fedakarlık karşındakini borçlandırıyor… ‘Ne yaptıysam senin için yaptım!’ Evet? Sonra?.. Benden ne bekledin?.. Seni sevmemi?.. Seni her şeyin önünde tutmamı?.. Benim de senin gibi hayatımı sana feda etmemi?.. Peki, bana sordun mu?

Peki, sorunlarımızın kaynağını öğrendik (biz değiliz, içimizdeki zorluklar), neden böyle yaptığımızı da anladık (yanlış inanışlar), peki ne yapacağız?

photo 5

Eşimizle birbirimize iyi bakacağız.

Kadın-erkek rollerimizi koruyacağız, eşimizle bir ebeveyn-çocuk ilişkisine girip onu azarlayan, suçlayan pozisyona (ya da tam tersi) düşmeyeceğiz.

Kendi sorumluluklarımızın farkında olup ilişkimiz için çaba sarf edeceğiz. Yeri gelecek, ilişkimizin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımızın önünde tutacağız.  Yetişkin olarak kendi öfkelerimizi, kırgınlıklarımızı bekletebilir, bir kenara koyabiliriz. Ancak ilişki beklemez.

Olumluyu büyüteceğiz. Bir sürpriz listesi yapacağız mesela, karşılıklı: Eşimizin bize yapmasını istediğimiz  30-40 sürprizlik bir liste. Birbirimize verecek, iki haftada bir bu sürprizlerden birini yapacağız. Çok mu yapay? Olabilir, ama hayatında hiç sürpriz yapılmadan ölmekten daha iyi de olabilir.

Sağlıklı ve iyileştirici alışkanlıklar geliştireceğiz. Yoga… Meditasyon… Spor… Dinlenmek… Hobi edinmek… Üretmek… Blog yazmak!

Bedenimize kulak verecek, belleğimize değil bedenimize güveneceğiz. Çünkü ‘bellek yanıltıcıdır’, bazı şeyleri işine geldiği gibi hatırlar…

‘Bellek, doğruluğuna güvenebileceğimiz sabit resimlerden değil, geçmişin yoğurarak şimdiye uygun hale getirdiği tepkilerden ve hayallerden oluşur’ – Israel Rosenfield

Ve söylemiş miydim: Anne baba olmak fedakarlık değil, sorumluluktur.

 

 

Kaynak : http://blogcuanne.com/2015/05/07/anne-baba-olmak-fedakarlik-degil-sorumluluk/

Etiketler: / /

ŞEHİR HASTANELERİ AÇILIYOR İŞ FIRSATINI KAÇIRMAYIN
  T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü Sayı: 82040698/ Konu: Tıbbi Sekreter İstihdamı GENELGE 2017/06 Sağlık Bakanlığı tarafından 14 Nisan 2017 tarihinde...
Adalet Bakanlığı Sözleşmeli Personel Alacak
Adalet Bakanlığı sözleşmeli 194 zabıt katibi, 90 mübaşir, 16 teknisyen olmak üzere toplam 300 personel alacak. Başvuracak adayların KPSS’den en az 70 puan almış...
Kamuya 38 bin 984 Memur Ataması Kadrosu
693 sayılı olağanüstü hal kapsamında OHAL bazı tedbirler alınması hakkında kanun hükmünde kararname KHK ile 694 sayılı olağanüstü hal kapsamında...
İngilizce Öğretmenlerine Kontenjan Müjdesi
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, şuan mezun olan bütün İngilizce Öğretmenlerini alsak da ihtiyacımızı karşılamıyor dedi. Milli Eğitim Bakanlığı basın...
Kamuya 25 bin memur alınacak
Kamu kurum ve kuruluşları 25 bin 268 memur arıyor. İş arayanlar, Devlet Personel Başkanlığı’nın sitesinden kendilerine uygun işlere başvurabilir.  ...
Öğretmen Atamalarında Mülakat Kaldırılıyor
Milli Eğitim Bakanlığı Ağustos ayında yapacağı öğretmen alımlarında Mülakatı kaldırıyor     Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen atamalarında Mülakatı kaldıracak ....
SAĞLIK YATIRIMLARI GENEL MÜDÜRÜ ISPARTA ŞEHİR HASTANESİNDE
Sağlık Yatırımları Genel Müdürü Kadir Serdar TAFLAN Isparta’da yapımı devam eden 755 Yataklı Isparta Şehir Hastanesinde incelemelerde bulundu. Sağlık Yatırımları...
İzmit’te İki Büyük Sağlık Projesi
İzmit’te sağlık alanında iki önemli yatırım yapılıyor. Kocaeli Devlet Hastanesi ve Şehir Hastanesi. İzmit’te yapımına devam eden şehir hastanesi için 7...
Mersin Şehir Hastanesi Tamamlanıyor
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Büyük Bölümü Tamamlanan Ve Türkiye’nin Açılacak İlk Şehir Hastanesi Olma Özelliğini Taşıyan Mersin Şehir Hastanesi’nde İncelemelerde...
Ankara Etlik Entegre Sağlık Kampüsü Sözleşmesi İmzalandı
Ankara Etlik Entegre Sağlık Kampüsü Projesi 1.400.000 m2 arsa üzerinde Bölge Hastane, Kalp Damar Hastalıkları Hastanesi, Ortopedi ve Nörolojik Bilimler...
Kocaeli’de Hasta Kabul Sekreterliği Kursu Yeni Döneme Başlıyor
Kocaeli’de bulunan LİDER AKADEMİ EĞİTİM KURUMU, Uludağ Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama Ve Araştırma Merkezi (ULUSEM) işbirliği ile Meslek Edindirme Kursları düzenleyerek, Sektörde ihtiyaç duyulan...
Esenyurt’ta Bomba Paniği
Esenyurt’ta bir AVM’de bomba paniği yaşandı Detaylar gelmeye devam ediyor…
Çarşı Sürücü Kursu’ndan; ANLAMLI KAMPANYA
Çarşı Sürücü Kursu Yönetim Kurulu, ülkemizin ve milletimizin huzur ve güveni için canlarını veren asker, polis ve sivil şehitlere bu...
YALOVA Bu Kursta İş VAR.!!
Yalova Geçtiğimiz Günlerde Faaliyete Geçen ROTA ENSTİTÜ EĞİTİM KURUMU, Uludağ Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama Ve Araştırma Merkezi (ULUSEM) işbirliği ile...
10 BİN KİŞİ HASTANELERDE İŞE ALINACAK
Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamu hastanelerinde görev yapmak üzere 2016 – 2017 yıllarında on binlerce personel alımı yapılacaktır. sağlık bakanlığı kamu...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Haberler